Salıpazarı Halkının MEVLİD KANDİLİ KUTLU OLSUN

Yüce Allah’ın dünyayı esenlik ve barış yurdu haline getirmek ve insanlar arasında adaletin gerçekleşmesi için koyduğu ilahi değerleri, insanlığa ulaştırmak için görevlendirdiği peygamberler halkasının son zinciri Hz. Muhammed’in doğumu, sıradan bir doğum hadisesinin çok ötelerinde, birçok değişim ve gelişmenin habercisi olmuştur.
Bilindiği üzere insani değerler açısından trajedilerin yaşandığı bir zaman diliminde, Hz. Peygamber aracılığı ile bütün insanlığa sunulmuş olan ilahi hakikatler, müslümanların tarihinde olduğu kadar insanlık tarihinin akışında da köklü değişikliklere vesile olmuştur.
İlahi lütfun bir tecellisi olan bu olayın önemini çok iyi bir şekilde idrak etmiş olan milletimizin aziz fertleri, asırlardan beri bu kutlu doğumu, Hz. Peygambere olan derin bağlılıklarının izharı ve O’nun varoluşun her aşaması ile ilgili koyduğu dipdiri ve hayat bahşedici ilkelerini hafızalarına nakşetmenin bulunmaz bir fırsatı olarak değerlendirmişlerdir. Nitekim bu yıl da gerek yurtiçi ve gerekse yurtdışında Başkanlığımızın öncülüğünde gerçekleştirilecek birçok dini ve kültürel etkinliklerle bu hadise hakkıyla yâd edilmeye çalışılacaktır. Kur’an menşeli muhteşem ahlakı, örnek şahsiyeti, yumuşak ve merhametli kalbi, sağlam karakteri, keskin zekası, engin basireti, hoşgörülü tavırları ve yüksek hasletleri ile Müslümanlar için bir model, kıstas ve ölçü olan Hz. Peygamber’in varlık sebebi, Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle, bütün alemlere ve insanlığa merhamet ve şefkat kaynağı olmaktır (Enbiya, 107). Merhamet ve şefkat hususunda tüm insanları kuşatıcı duyarlılıkla yüklü bir insan olan Hz. Peygamber, varlığın merkezinden getirdiği iman ve selam ışığını, her seviyedeki varlıkla paylaşmak istemiş, hayatı boyunca her hak sahibine hakkını vermek için çırpınmış, inancın aydınlığından uzak düşmüşleri bu ışıkla buluşturmak için kendisini helak edercesine gayret göstermiştir.
Kur’an-ı kerim; Hz. Peygamberin müslümanlara ise ayrı bir düşkünlük gösterdiğini, tüm mü’minlerin ağır sorumluluğunu omuzlarında hissettiğini, bu doğrultudaki gayretlerinde son derece içten ve samimi olduğunu şu şekilde ifade etmektedir: “Andolsun ki size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sıkıntıya düşmeniz, O’na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müm’inlere çok şefkatli ve çok merhametlidir” (Tevbe 128). Hz. Peygamber’in en önemli özelliklerinden birisi, affı, rahmeti ve merhameti, mücerret söz ve kuru iddiaların ötesine taşıyarak, yaşanılan bir gerçekliğe, kelimenin tam anlamıyla kalıcı bir sevdaya dönüştürmesidir.
İşte güzellik ve iyilik cevheriyle özdeşleşmiş bu seçkin insanın insanlığa tebliğ ettiği yüce İslam dini de; rahmet, acıma, gönül fethi, adalet, paylaşım ve başkalarını tercih gibi önemli ilkeleri her zaman öne çıkararak, tebliğin başlangıcından zamanımıza kadar uzanan süreçte umutsuz insanların ümit ve ışık kaynağı haline gelmiştir. Yoğun bir şekilde dünyevileşmenin yaşandığı, pragmatizmin egemen olduğu, değerler aşınmasının ve çılgın tüketim alışkanlığının sıradanlaştığı günümüzde, gerek makro düzeyde gerekse sınırlı düzeyde gözlemlenen haksız paylaşımlar, yoksulların ihmal ve göz ardı edilmesi, kanaatsizlik, tatminsizlik, ben merkezli zevk düşkünlüğü, sapkın ve yozlaşmış inanışlar gibi tezahürler, Hz. Peygamberin insanlara tebliğ ettiği aşkın değerlerin hayatımızdaki etkisinin istenilen düzeyde olmadığının göstergesidir.
Kuşku yok ki insanların manevi dünyalarında oluşan kaos, boşluk, amaçsızlık ve acımasızlık gibi negatif karakterler, manevi dokunun bozulmasına neden olmasının yanısıra, insanların kendileriyle ve hemcinsleriyle olduğu kadar tabiatla da ilişkilerini temelden sarsmıştır.
Bunun neticesi olarak da insan, giderek artan bir hızla dış alemi, havayı, suyu toprağı, ormanları, uzay boşluğunu kirletmiş, kan ve göz yaşına neden olmuştur.
İşte tam bu ortamda insanlığın en çok muhtaç ve müştak olduğu, Kur’an’ın terimiyle, bütün çağların en güzel örneği (üsve-i hasene) Hz. Peygamber’dir. Hızlı sosyal değişmelerin yaşandığı ve bunun her geçen gün önümüze yeni problemleri çıkardığı günümüzde, Hz. Peygamberin problemleri çözüme kavuşturma yöntemini ve bakış açısını özümsemek ve bundan yararlanmak mecburiyetindeyiz.
Hz. Peygamber sevgisi de bunu gerektirir. Hz. Peygamberi gerçek anlamda sevmek, O’nu her yönüyle doğru tanımak, bize bıraktığı evrensel değerlere uymak, O’nun ahlakı ile ahlaklanmakla mümkündür.
Hz. Peygamberin görevi öncelikli olarak Kur’an vahyini, insanlar tarafından yaşanabilir şekilde yorumlayıp açıklamak olduğu için, hayatın seyri içinde önderliğini yaptığı toplumun her tür problemini, vahiy mantığına, tabii, sosyal ve kültürel ortamın gereklerine, bilgi ve tecrübe birikimine dayanarak çözüme kavuşturmuştur.
O bu süreçte, insanlığın yararına korunması gerekenleri muhafaza etmiş, fonksiyonlarını kaybetmiş olan hüküm ve uygulamaları değiştirmiş ve insanlığı süreklilik arz eden bir inanç ve ahlak çizgisinde, yani fıtrat dairesinde tutmayı başarmıştır.
Yirmi üç yıl gibi kısa bir zaman sürecinde bütün dünyaya model olma özelliğine sahip bir iman ve ahlak toplumu oluşturması, bu başarının en bariz göstergesidir. Günümüz Müslümanlarına düşen sorumluluk da; bu ışıklar saçan kandili, hem içimizde hem de çevremizde yeniden keşfetmek ve O’nun telkin ettiği değerleri hayatın içine taşımaktır.
Sevgili Peygamberimizin kutlu doğumunun yıldönümünün, aziz vatanımızın huzur ve mutluluğuna, milletimizin birlik ve beraberliğine ve bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.

Bu haber 25 Şubat 2010 tarihinde Support tarafından Salipazari ilcesi kategorisi altına yazılmış. defa okunmuş ve Yorum yapılmamış
Benzer Konular
Yorum yapılmamış






Support